27 Eylül 2009 Pazar

Eskişehir Maçı Sonrası:Alpaslan Dikmen, Bildiğin Süpermen Ya da Himen

Yıl 2001, Fener maçı, Yer Eski Açık... Ön tarafta kel bir adam... Alpaslan Dikmen... Boynunda yeşil-kırmızı bir atkı... Üzerinde Lüleburgazspor yazıyor... Bu ne abi diyorum... Lüle atkısı olm, diyor... Lüleburgazdan gelen taraftarlar vermiş...Kucaklaşıyoruz... Komutan diyor, napıyosun diyor... Çok eleştiriyorsun, azzıcık olumlu yaz yahu diyor... O zamanlar Galatasaray.to'da yazıyoruz... O da .to'ya gıcık mı gıcık... Ama bizden de vazgeçmiyor... Gözler gene fıldır fıldır... Tüm zamanların en müthiş bilet organizasyonu yapılmış ve ben de yanlışlıkla ya da Evren İpek'in yanında olmam nedeniyle olayın tam göbeğindeyim... Tek bir aksaklık olmadan yaklaşık 6000 üniversiteli ultrAslan stadta yerini sorunsuzca alıyor... Alpaslan Abi mutlu... Biz mutlu.. Ümit Karan da Fenerbahçe'nin aklını alıyor o gün... Tüm Galatasaraylılar mutlu...
*********

Eskişehir umarım tüm spor yorumcularını tatmin edecek derecede güçlü bir rakiptir... Aylardır "yok o güçlü değildir, yok bu Galatasaray ayarında olamaz, biz bu galibiyeti saymeyoz" şeklindeki görüşümsüleri okumaktan gına geldi... Alın anacım alayınıza güçlü, taş bir takım... 

Mahşeri günlerden birini yaşıyor Ali Sami Yen... Muhteşem bir taraftar önünde iyi bir Galatasaray izlediğimi düşünüyorum... Özellikle sağ ve sol kanat organizasyonlarımız, oyun setlerimiz biraz biraz oturmuş gibi görünüyor... Takımın boyu normalden biraz daha uzun ama bu durum çok rahatsızlık vermiyor... Galatasaray defansı ile ileri ucu arasındaki mesafe 50 metreyi aşmaması gerekiyor normal şartlar altında ancak Ümit Karan-Youla forveti, hızlı ve sarsak olması nedeniyle (ki gol de bu sarsaklardan birinin ayağından geldi) biraz daha açık olması gayet normal bence... 

Ancak normal olmayan şeyler var ve bunların başında şiddetle geçen senelerine dönen Sabri ve geçen senelerine dönemeyen Mehmet Topal var... Rijkaard'ın oyununda herşey savunmadan başlıyor... Savunmanın sağ kanadında Sabri o kadar çok akasadıki bugün Keita bile onun önünden kaçtı sol tarafa diye abartılı bir yorum yapayım... Ki Mehmet Topal... Yahu biz bu adamın nasıl oynadığını sanki bilmiyoruz... Çok kötü, çok verimsiz ve çok negatif oynuyor Mehmet Topal ve takım savunmasının da içine ediyor en amiyane tabiri ile... Yapacak tek şey Ayhan Akman'ın dönüşünü ve forma girmesini beklemek...



*********************
Yıl 2004 falan... Ankara'dayız... Sudem denen bir yerde o zamanların iyi forumlarından omuz.net'çiler ile beraber yemek yiyoruz... Sohbet, muhabbet gırla... O zamanın meşhur omuzcularından Evren İpek böceğimde yanında Alpaslan Abi ile birlikte Sudem'e tefriş ettiler... Çok sağlam bir ortam var, Alpaslan Abi'de ortamdan çok hoşnut amma habire kalk gidelim pozisyonunda... Vakit ilerledikçe ortam ısınıyor ama Alpaslan Abinin de Evren'e yaptığı defans o şiddetle artıyor... Neyse kalktı gitti ve ertesi gün Evren anlattı Alpaslan Abi'nin rahatsızlığını... Kurtlar Vadisi varmış o günde seyretmeden duramazamış beyfendi... Ulan dedim, bu nasıl bir diziymişki illa seyretmek gerekiyormuş diye düşündüm kendi kendime... İlk bölümlerinin CD'sini buldum bir yerlerden ve Çakır öldürülene kadar ben de müptelası oldum Kurtlar Vadisinin... (Bak dün de Seyfo Dayı öldü ha!...)
***********************

KISA..... KISA....

-Alpaslan Abi olmadan galibiyetin tadı zaten olmazdı... Hiç umursamıyorum beraberliği... Yığınla gol kaçırdık... Futbolcuların ayağına sağlık...

-Bu sezon iki maç üst üste ilk defa serbest vuruşlardan gol atamadık... 

-Ümit Karan'a ne kötülük yapmış Galatasaray ki yedek kulübesinde dahi hırs yapıp kart görüyor?

-Mehmet Topal ve Mustafa Sarp uyumsuzluğu haftalar geçtikçe büyüyor... Çare Ayhan Akman-Linderoth...

- Arda Turan yapması gerekenden daha çok görev üstlenmiş mi ne?

-Sabri'nin orta yapmayı öğrenmesi mümkün değilken hala orta yapmaya çalışması ne yaman çelişkidir? 

-Enseyi karartmanın hiç bir anlamı yok... Çok iyi bir yoldayız... Seneye daha da iyi olacağız... İlk 6 haftadaki spektaküler sonuçlardan sonra böylesi bir puan kaybı hayal kırıklığıdır ama Derwall ile ilk şampiyon olduğumuz seneden bir sezon öncesi namağlup ikinci olmuştuk... Yenilmeyeceğiz diye o kadar kasıyorduk ki 14 sene sonraki şampiyonluğa yürüyüşün ilk maçı olan 1986-87 sezonundaki ilk maçta cezalı olmamız nedeniyle Sakarya'da oynadığımız Trabzon'a İskenderin attığı golle 1-0 yenilmiş ve daha ilk maçtan puan kaybıyla başlamıştık sezona... Derwall'in demecini dün gibi hatırlıyorum... Üzerimizden namağlup olmanın baskısını attık, daha rahat olacağız dediğini anımsıyorum... O nedenle rahat olalım..


***********************
27 Eylül 2008, Yer Mostar-Dubrovnik Yolu, Bosna-Hersek...

Ramazan bayramının ilk günü... 7 yıl sonra ilk defa Bosna'dayım... Biraderin yanına tatile gelmişim... Hava o kadar güzel ve pırıl pırıl ki, anlatamam... Neredva nehrinin yanında kıvrım kıvrım ve yavaş gidiyoruz... Güzel bir kahvaltı yapmışız bayram sabahı... Mostar'a 3-4 kilometre kala o güzelim hava birden bozuyor... Bosna'ya hiç yakışmayacak şekilde toz toprağın ortasında kalıyoruz... Etraf naylon torba çirkinliğinden görünmüyor... Ne oluyor yahu demeye bile kalmadan telefonum çalıyor... Bakıyorum Mahmut Recevik abi arıyor... Abi yurtdışındayım, sonra ben seni arayayım diyorum ama o bana kötü haberi veriyor... Alpaslan'ı kaybettik, başımız sağolsun... Bu kadar... Sonra Mehmet Şenol'u arıyorum, o da perişan... Dubrovnikte bir cafede internet buluyorum.. Cep telefonundan yarım yamalak okuyorum olanları... Evren'e ulaşmaya çalışıyorum ama ne mümkün... 

-Maçın Enleri:

Maçın Kemeri: Hocanın şovalye tokalı kemeri...

Maçın Oyuncusu:Keita... Tartışmasız..

Maçın Şansızı: Hakan Balta... Çok kötü çarptı top.. Yapacağı bir şey yoktu...

Maçın hakemi:Ne aktı ne koktu...
*********************

Son söz: Hey gidi Alpaslan abi... Ölümün en son yakışacağı adamdın sen... Habire acele edip duruyordun.. Nereye yetişeceksen? Rüzgar gibi geçtin gittin be hayatımızdan abi...

21 Eylül 2009 Pazartesi

Kasımpaşa Maçı Sonrası:Nonda'dan Bayram Şekerleri

İLK YARI: İki kaleciye karşı kötü oynayan Galatasaray
Gwyneth Paltrow'un başrolünü oynadığı 1998 yapımı Peter Howitt'in filmini hatırlar mısınız? Sliding Doors... Gwyneth Paltrows, isinden evine giderken binmesi gereken metroyu son saniyede kaçırır ve hayatı bu andan itibaren ikiye bölünür. Birinde metroyu yakalamıştır evine erken gelir ve kocasını bir başka kadınla yakalar. Öbüründe ise trafikte vs. de gecikir ve kocasının aldattığını bilemez. Bu maç da 5 nci dakikada ikiye bölündü... Elano Blumer'in kaleye giren topunu Ali Güneş nefis bir plonjonla!... dışarı atarken hakem diye orta sahada gezinip düdük çalan adam kılığındaki vatandaş sayesinde Kasımpaşa 10 kişi kalamamış ve muhtemel 1-0 yenik de başlayamamıştır bu 120 TL.lik maça... 

İlk yarıdaki tespitler çok açık... Keita olmadan Sabri bildiğimiz savruk oyununa geri dönmüş durumda... Önündeki Kewell'ın takım savunmasına yaptığı katkı hiç yok... Bu duruma yapacak bir şey de yok... Elano-Baros-Arda tandemi ise çok ileride kalıyorlar bu da takımın boyunu çok uzatıyor... Kenardan gelen emir üzerine Servet-Emre-Caner (Aslında Sabri de burada olması lazım ama o defansif görevlerini unutmuş durumda maalesef) ileri çıkıyor ve arka sağ tarafımız bomboş kalıyor... Daha da kötüsü, Caner Erkin sol bek oynadığını biliyor ama sol bek ne yapar onu pek bilmiyor gibi geldi bana... İsabetli pas oranı neredeyse sıfır... Kanatlarının en fazla çalışması gereken bir sistemde kanat beklerinin olmaması büyük sorun yarattı... 

İKİNCİ YARI: 3 üncü köprü ihale şartnamesi

Bazen bir maçı çok kazanmak istersiniz. Rakip çok dirençlidir. Aziz Yıldırım faktörü en büyük çarpan olarak devrededir. Hakem her yönüyle aleyhinizedir. İyi de oynamıyorsunuzdur. Defansınız kademe hatalarının muhtelif versiyonlarını çifter çifter yaparken, birden sanki takıma bir sihirli el dokunur ve bayram, hakikaten Şeker Bayramı olur. Arda'nın ilk yarının son saniyesinde kaçırdığı gol, gol olsa ikinci yarı daha da erken kopacaktı benim düşünceme göre. Keita-Nonda değişikliğindeki Elano-Baros karşılıkları benim zaten karışık olan kafamı daha da karıştırdı.. kewell daha fazla hata yapmıyor muydu? Caner etkisiz eleman değil miydi? Yine ters köşe yaptı Rijkaard... Sağolsun, ben razıyım tüm düşüncelerimi yemeye... Özellikle 75 inci dakikadan sonra çok öldürücü oynuyoruz. Kondisyonumuz en üst düzeyde mi bilemem ama bir kondüsyonerimiz ve kondüsyonumuzun da olduğu muhakkak... İkinci yarı çok baskılı oyunumuz Kasımpaşanın güçlü direncini tam zamanında kırdı... Bir kehanette blunayım mı? Kasımpaşa bu ligden zor düşer baylar, bayanlar... Neyse, biz yolumuza bakalım...

KISA KISA...

-Maç benim için ilk yarının 5 nci dakikasında bitti...

-3 gollü galibiyetlere devam ediyoruz... Ancak son iki maçımızda da gol yeme alışkanlığımız devam ediyor... Gol yiyelim yemesine de çok pozisyon veriyoruz...

-Mustafa Sarp ve Mehmet Topal anlaşamıyorlar... Ayhan Akman'ın yaşından kaynaklanan geç forma girme durumu bizi kaç hafta etkiler?

-Caner Erkin yeni bir Hakan Yakın olur mu? Şu anki durumu ile evet... Çok güçsüz... Umarım istediğimiz kıvama gelir...

-Yılmaz Vural şu anda Ali Güneş'i değiştiremediği ve o sırada direncinin düştüğü gerekçesi ile yenildiğini anlatıyor.. Hocanın da Galatasaray lehine kararlar verdiğini söyledi... Konuşmasına başlamadan öncede saçmalamamak için not tuttuğunu söyledi... Sliding Doors, Yılmaz Hocam... 

-"Cimbomum uşağı i.ne hakemler" diye bağırdı sol bek Ali Güneş'in aynı zamanda kaleci de olduğu Kasımpaşanın paşaları... Hakem uşak mı bilme ama birinin uşağı olacaksa bu maçta Cimbomun değildi sevgili Kasımpaşalılar... Hadeee...

-Savunma kurgumuzun yanlışlığı sadece beklerin yetersizliğinden değil, orta sahanın da uyumsuzluğundan kaynaklanıyor... Ben bu cümleyi her yazıda tekrarlıyor muyum neyim!...

-Hangi dağda kurt öldüyse sayın Bülent Tulun Galatasaray lehine konuşuyor... Hayırlara vesile olsun, iyi saatte olsunlar...

-Neeskens defteri yenilemiş... Şekil çiziyordu.. Kareydi sanırım...

Maçın adamı: Golleri atan ve çok fantastik oyunuyla Nonda...

Maçın kanat adamı:Keita... Birader sağı da, solu da felç etti... 

Maçın hakemi: Cimbomun uşağıymış... Öyle dedi Kasımpaşalılar... Kasımpaşalı yalan söylemez... Yalan söyleyen Kasımpaşalı tanıdınız mı hiç?

Maçın hareketi:İlk yarıda Ali Güneş'in sol kanattan taca yolladığı topun Neskeens tarafından göğüs stopuyla durdurulması...

Maçın şansızı: 3 net gol kaçıran Arda Turan...

Maçın asisti: Keita'nın ilk golde verdiği mükemmel pas...

Hepinize iyi bayramlar...

18 Eylül 2009 Cuma

Panathinaikos Maçı Sonrası: Nerede O Eski Panathinaikoslar!...

Şimdi; eskiden buralar hep dutluktu ki o zaman bu Panathinaikos Fenerbahçe'ye 4 çektiydi... En çok onu hatırladım 2 nci yarı başlarken Panatinayke, Panatinayke diye benim de çoook iyi hatırladığım güzelim marşından sonra... Geçelim o bölümü, gelelim bu günkü maça...

Çok ama çok ideal bir kadro ile, Rijkaard klasiği ile başladık maça... Herkes, hatta basın dahi ittifak içerinde olması lazım bu dizilişin... 5 nci dakikadaki Elanonun takipçilik golü, bir takım mihrakları üzse de aslında çoğunluğumuzun beklediği ve maçın sonucunu çağrıştırması açısından hakikaten mühim bir Galatasaray golüydü... Dikkatli gözler, atılan golün takipçilik, topun olduğu yerde olma arzusu sonucu olduğu gerçeğini kaçırmamışlardır... Rijkaard'ın bu sene bize öğretmek istediği yegane şey kale önünde çok olmak olduğunu düşünüyorum... Attığımız ilk gol de Rijkaard'ın istediği türden bir gol olmalı...

Peki ya savunma?

Rijkaard ve dahi hepimizin hala daha emin olmdaığı savunma kurgumuz olmalı diye düşünüyorum... Ancak çok fazla defansımız Panathinakios hücumlarından dolayı heyecanlanmadı ne ilk yarı ne de ikinci yarı!...

Neyse, Avrupa'da deplasmanda oynadığımız ilk maç sonucunda aldığımız ne galibiyet ve çok da kötü olmayan bir sonuçla dönmenin kritiği de olacağını sanmıyorm... İyi oynadık demek bir itiraf edğil, ancak bir iltifat olur... Hakikaten çok ciddi ve iyi oynadık, kazandık...

Kısa... Kısa...

- Ahanda Fener yenildi kendi sahasında... 

- Hala duran toptan gol atıyoruz... Galatasaray için büyük bir adım, insanlık için ise eh!... fena değil...

-Sarp ve Topal baskı altında hala bekleneni veremiyorlar...

- Uğur Uçar bu takımda her mevkide oynar gibime geliyor....

- Uğur Uçar bu takımın müteakip kaptanı olduğu karizmatik bir gerçektir...

- Baros, Keita, Kewell üçlüsü Avrupa'da herhangi bir takımda yok... Bu üçlünün arkasına Rijkaard'ın istediğini düşündüğüm şekilde Arda-Linderoth-Elano üçlüsünü yerleştirirsek çok iyi seviyede futbol oynama ihtimalimiz artar... Bu olabilir mi?

-Bekleyeceğiz, göreceğiz...

-Sarı kanaryam hala daha iyi takımlarla oynamadı ki gerçek gücünü görelim... Kaldı ki Cim Bom da çok güçlü takımlar ile oynamadı.... (Bu yorum bana ait değil, anaonim Fenerli yorumudur)

Maçın oyuncusu: Elano

Maçın Takım Oyncusu:Keita (Çok müsait bireysel oyuna ancak oyun disiplininne acaip sadık... Maşallah deyin ve tahtaya vurun...)

Maçın Pankartı: Ölen iki Yunan taraftar için Galatasaray tarafından hazırlanan pankart...

Maçın taraftarı: Mehmet Şenol... (sadece 2 satırlık öneriden müthiş bir insanlık örneğini yarattığı için... Bu adam ile arkadaş olmanın gururunun ise bir başka karşılığı yoktur...)

Maçın Hakemi: Daha iyi hakemler de görmüştük... Galip geldiğimiz için eleştirmeyelim...

13 Eylül 2009 Pazar

Beşiktaş Maçı Sonrası:Sonuç Hariç Bildiğin Derbi


Maçın sonucunu, çoğunluğun maçtan önce öngördüğü gibi Mustafa Denizli belirledi. Çıkardığı 11 hakikaten bomba bir kadroydu. Santraforsuz, hem de kadrosunda Nobre gibi, Holosko gibi Galatasaray maçlarında farklı oynayan gerçek santraforlar varken Nihat ile başlaması hem Beşiktaş'ın boy ortalamasını düşürdü hem de form düzeyini. İsmail'in orta sahada oynaması, Fink'in yedek kalması ise şapkadan çıkan başka tavşanlardı. Cidden yanlış, savunulması imkansız, kumarbaz 11'i olarak nitelenecek Beşiktaş'ın, yorgun ama total oynamayı beceren Galatasaray karşısında tutunması da o kadar imkansızdı. 

Galatasaray açısından ise değişen daha fazla yorgunluk, daha fazla antremansızlık olarak betimlenecek bir durum var. İlk defa bu maçta savunma ve hücum blokları arasındaki mesafe çok açıktı. Bunun sebebi umarım Gökhan Zan'ın yokluğu değil gittikçe kronikleşen bir belirti olma yolundaki Ayhan Akman eksikliğidir. Yine bu maçta belirgenleşen bir başka hadise de Mehmet Topal-Mustafa Sarp ikilisinin uyumlu olmadığıdır. Arda-Kewell-Keita üçlüsü ile oynayacaksanız iki tane ön lbero ile oynamak zorundasınız. Yine ifade etmekte büyük yarar var, Ayhan Akman ve Linderoth bu kadroya girerse optimum fayda sağlanacaktır.

Maç oynandı ve bizim istediğimiz şekilde çok da iyi oynamasak da sonuçlandı. Milli maç aralarının Galatasaray'a yaramadığı bir gerçek. Takımın neredeyse tamamı milli takımlardaki maçlara konsantre oldu ve o maçlara uygun antrene edildiler. Cumartesi oynanan maça bir tane taktik antremanla çıkan Galatasaray'dan da çok fazla iyi oynaması beklenemezdi. Benim takıldığım nokta başka. Maç öncesi ünlü futbol düşünürlerinden Mehmet Demirkol Milliyet gazetesindeki "Denizli Faktörü" başlıklı yazısında;

"B planı yok
Bu temel etkenlere bakıldığında maçın kesin favorisi Galatasaray olmakla birlikte Denizli faktörü ibreyi Beşiktaş’a çevirebilir.
Rijkaard’ın hücum planı bugüne kadar hiç B planına iş bırakmadı. Bu yüzden resmi maçlarda test edilmiş bir alternatifi henüz görmedik. Rijkaard’ın geçmiş kulüp ve milli takım tecrübelerinde de temel sorun buydu zaten. Plan işe yaramadığında yeni bir şeyi ortaya koymaktan ziyade, kendisi bir soruna dönüşüyordu. Denizli’nin tecrübesi onu sıkıntıya sokabilir."

şeklinde bir öngörüde bulunmuş. Rijkaard'ın B planı olmadığını keşfetmek atomu parçalamaktan daha kolay olsa gerek. Kurusawa'nın en muhteşem filmlerinden olan "Kagemusha"'nın dönüm sahnesinde aslında basit bir köylü olan ve ölen derebeyinin yerine sırf ona çok benzediği için geçirilen sahte derebeyi savaş meclisinin saldırıya geçmesi muhtemel düşmana karşı kendilerinin harekete geçmesi yönündeki tahriklerine "Dağ kımıldamaz" diyerek uymaz. Futbolun basit bir oyun olduğunu ifade edildiği bir dünyada B,C vs. planların varlığı neye yarayacaktır? Kaldı ki Rijkaard çok açıkça nasıl oynayacağını maçlarda göstermektedir. Bu Galatasaray'dan sadece savunma yapmasını bekleyebilir misiniz? Ya da sadece hücum etmesini? Mehmet Demirkol illa B planı arıyor ise bir önceki maçtaki Aydın ve Nonda değişikliklerini incelesin bence. Oyun kalıbı değişmeden nasıl oyuna etki edilir, görecektir mutlaka.

Her ne olursa olsun Beşiktaş'tan 3 puan almak iyidir. 3 golle almak daha iyidir. Gol yemeden almak ise mükemmeldir.


Kısa... Kısa...

-Arda sadece yorgun değil, durgundu da... Gözünün altındaki morluk ise pek hayra alamet durmuyordu... Gençler arasında olur böyle şeyler diyelim.

-2 maçtır gol yemiyoruz. 

-Bu sene 4 ncü kez kornerden gol buluyoruz. Yıllardır duran top çalıştırmayan hocalara selam olsun.

-Keita her hafta istikrarlı oyununa kaldığı yerden devam ediyor. Bu hali formsuz hali mi, değil mi bilmiyorum... Umarım ikincisidir. 

-Kewell, Kewell, Kewell... Bu adam sahada olduğunda içimi müthiş bir huzur kaplıyor... Bana Hagi'yi değil, Prekazi'yi hatırlatıyor. İlk yarıdaki volesi ve kafa vuruşunun golle sonuçlanmaması sadece Rüştü'nün şansıydı.

-Leo Franco ilk defa bu maçta zorlandı. İyi bir oyun çıkardı.

-Hakan Balta'daki stabil durum devam ediyor. Sakatlığı mı var Hakan'ın?

-Elano 4-5 maç sonra değişmez olacak gibi. Ayhan ile yan yana ön liberoda oynaması fantezi mi olur?

Maçın adamı: Sabri Sarıoğlu. Rijkaard ile muhteşem bir değişim geçiriyor Sabri.

Maçın olmayanı: Neskeens'in defteri. Göstermedi bu sefer Digiturk.

Maçın hareketi: Baros'un attığı son gol. Elano'nun Kewell'a verdiği pas, Kewell'ın topu havadayken Baros'a indirmesi ve Baros'un golü. Futbolu bilen adamların zekasından muhteşem hareketler.

Maçın hoşa gitmeyeni: Beşiktaş taraftarları. Fazla söze hacet yok. 

Maçın atkısı: Tartışmasız Metin Oktay atkısı...



Maçın hakemi: Tüm pozisyonlara yakındı. Bu seneki Galatasaray maçlarındaki en iyi hakemdi.